Hakkımızda » Engelli ve Sorunları
BATIKENT ZİHİNSEL ENGELLİLERİ KORUMA DERNEĞİ BAŞKANLIĞI
 
ÜLKEMİZDE ENGELLİLER,
ZİHİNSEL ENGELLİ SORUNLARI,
BAKIŞ AÇIMIZ,
ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ:

 

 
    Toplumumuzda varlığından,sorunlarından ve nasıl yaşadıklarından birçoğumuzun haberi dahi olmadığı,sayıları on binleri aşan engelli insanımız yaşamaktadır. Engelli gruplarının içinde en şanssız olanı ise zihinsel engellilerdir ve engelli olmak kendi tercihleri değildir.
     Zihinsel engelli bir insan,ömür boyu korunmaya muhtaç ve başkalarına bağımlı yaşamak zorundadır. Bu nedenle,zihinsel engelli çocuğa sahip anne ve babanın;ölümlerinden sonra engelli çocuklarını bekleyen belirsiz geleceği düşünerek yaşaması,aile için bir kabus,bir yıkımdır. Bu kabusu birebir yaşayan,büyük çoğunluğu zihinsel engelli çocuğa sahip üyelerden oluşan derneğimiz, ülkemizde engelli sorunlarının, girmeye çalıştığımız AB ülkeleri normlarında, sosyal bir devlete yakışır bir şekilde çözümü için öneriler geliştirmekte ve çözüm beklemektedir. Bu anlamda, engelli sorunlarını iki başlık altında görüyor ve çözüm ararken, birini diğerine tercih etmeden çözüm üretilmesi gerektiğine inanıyoruz.

A-Mevcut engellilerin sorunları ve çözüm önerilerimiz.

B-Engelliliğin önlenmesi yönünde yapılacak çalışmalar.
 
A-MEVCUT ENGELLİLERİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ:
 
    Ülkemizde, Bakanlar Kurulu’nun, 6 Nisan 1949 tarihli toplantısında kabul edilerek, 27 mayıs 1949 tarih ve 7217 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanan “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, kişinin temel haklarıyla ilgili 1-2 ve 3. maddeleri,yine, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1975 tarihli toplantısında kabul edilen, 3447 nolu kararına dayalı “Sakat Hakları Bildirgesi”nin ilgili,2-3-4...12. maddesi ile 20 Kasım 1989 da kabul ettiği “Çocuk Hakları Bildirisi’nin 5.maddesinde tanımını bulan, “bedenen,zihnen ve sosyal yönden özürlü olan çocuklara,durumlarının gereğine uygun özel muamele yapılmalı,özel eğitim ve bakım sağlanmalıdır” hakkından,Anayasamızın kanun önünde eşitlik ilkesini içeren 10.,temel haklar ve ödevler bölümünde12-17-23 ve “kimse,eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” diyen 42. maddesinin açık ve net hükümlerine rağmen ,ülkemizde engellilerin, başta Birleşmiş Milletler karar ve bildirgelerinin ve Anayasamızın amir hükümlerinden yeterince yararlanabildiği, bu temel yasalara dayanarak çıkartılan kanun ve kanun gücünde kararnamelerle kendilerine tanınan haklardan gereği gibi yararlandırıldıklarını söylemek,ne yazık ki mümkün değildir.
     Bu bağlamda mevcut engellilerin çözüm bekleyen sorunlarını dört ana başlık altında toplayabiliriz.

1-Engelliliğin teşhis ve tedavisi:
     Şurası bir gerçek ki,engelli olmak hiçbir engelli bireyin ne kendi, ne de ailelerinin tercihidir. Yine, şurası da bir gerçek ki,engellilik ,toplumun sosyal,kültürel ve ekonomik düzeyi yüksek kesimlerinde daha az görülen,ama;alt gelir ve sosyal düzeyde daha çok rastlanan bir olgudur. Bu nedenle, günümüzde engelli oranı, eğitim düzeyi düşük,sosyal güvenceden yoksun kesimlerde daha çok görülmektedir. Bu nedenle de, engelliliği belirlenmiş bireyin tedavisinde devlet, olaya “sosyal devlet” ilkesi ile yaklaşmalı ve sosyal güvencesi olmayan kesimlerin engelli çocuklarının tedavisini üstlenmeli,bilhassa, nörolojik nedenlerden kaynaklanan engellilerin tedavisini yapan sağlık kuruluşlarının dengeli dağılımı sağlanmalı,kırsal kesimlere ve gelişmemiş bölgelere öncelik verilmelidir.

2-Engellilerin Eğitimi:
     Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önderimizin, “Eğitimde feda edilecek hiçbir fert yoktur” özdeyişinde ifadesini bulan, Anayasamızın 42.maddesinde: “Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” hükmü, ülkemizde engelliler için ne kadar geçerlidir? Bugün 3-3.5 milyon engelli çocuğumuzdan ancak 60 bin kadarı eğitim alma şansını yakalamış,diğer şanssız engelli çocuklarımız evlerinde kapalı, aileden bir birey de ki,çoğunluk bu annedir veya kardeştir,evdeki engelli bireyin gardiyanı durumunda değil midir? Veya ,okula almadığımız,eğitim görüp hayata sarılacağı becerilerle donatılacağı bir eğitim yuvasını engellilerden esirgediğimiz,dahası; henüz bu düşünce bizlerin beyninde oluşmadığı için, engelli bireyin boynuna asılan, “Sağır ve Dilsizdir” levhasıyla trafikte ,arabaların arasında dilencilik yaptırılması ülkemizin acı bir gerçeği değil midir? Ülkemizdeki engelli eğitimine devletimizin bakış açısı bu iken, Millet Meclisi’nden AB Uyum yasalarının çıkartılması ile öğünüyoruz. Halbuki,girmeye çalıştığımız AB ülkelerinde, çocuk daha anne karnında iken,anne sağlıklı beslensin ki, bebekte sağlıklı olsun diye, hamileliğin üçüncü ayından itibaren anneye ek bir doğmamış bebeği “besleme ödeneği” veriliyor. Örneğin; İngiltere’de okula giden çocuklara devletçe cep harçlığı verilerek eğitimden yoksun kalmamaları teşvik ediliyor. Tüm bu olumsuzlukların kısa sürede giderileceği umudu ve düşüncesiyle,devletimizin Milli Eğitim Politikasında, engellilerin eğitimini yeniden gözden geçirmesi,özel eğitimi yaygınlaştırması , devlet eliyle ve parasız olarak yürütmesinin gerekliliğine inanıyoruz. İşte o zaman anayasamızın eşitlik ilkesinin ülkemizde de uygulandığını göğsümüzü gere gere söyleyebilir,girmeye çalıştığımız AB. ülkeleriyle aynı seviyeye geldik diyebiliriz. Planlanması ve müfredat programı ile bilhassa zihinsel engellilerin eğitim sorununa kesin çözüm getirmese bile bin bir güçlükle de olsa açılmış olan zihinsel engelliler eğitim uygulama okulları kapasitesinin altında öğretimlerini sürdürürken,o okulun yakın çevresinde ikamet ettiği halde servis ve yemek giderlerini karşılayamadığı için çocuğunu okula gönderemeyen yığınla zihinsel engelli çocuk ailesinin olması acı değil mi? İlköğretimde, zengin yoksul ayırımı yapılmadan, iki,iki buçuk milyon öğrenci devlet kesesinden evlerinden alınıp şehir merkezlerindeki okullarına getirilip ,öğle yemekleri de devlet tarafından karşılanırken, bu hakkın, okula gidebilen 50-60 bin kadar zihinsel engellilere de tanınması,engellilere uygulanan bu ayrımcılığın önlenmesi ve eşitlik ilkesine uyulmasını devletimizden bekliyoruz.

3-Engellilerin Rehabilitasyon ve İstihdamı:
     Engellilerin kendi kendine yetebilmeleri,engellerinden dolayı yerine getiremedikleri vücut işlevlerini en üst düzeye çıkarabilmeleri,kısıtlı olanaklarla, özel eğitim okullarında aldıkları sosyal hayata uyum becerilerinin geliştirilmesi için verilen rehabilitasyon hizmetlerinin ülke geneline yayılması ve tüm engellilerin bu hizmetten yeterince yararlanmasını temin etmek , devletin engellilere karşı temel bir görevi olmalıdır. Sağlık Bakanlığının, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezlerinde verilen tıbbi ve psikolojik rehabilitasyonun amacına ulaşması için,belirli merkezlerden çıkartılıp ülke geneline yaygınlaştırılması,her Devlet veya SSK hastanesinde bu birimlerin açılması sağlanmalıdır.
     Bilhassa, engellilerin sosyal ve mesleki rehabilitasyonunda MEB. Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri bünyesinde yürütülen rehabilitasyon hizmetleri, işlevsel hale getirilmeli,sadece engellilere zeka seviye testi uygulayan birimler olmaktan kurtarılmalı ,eğitimli personel sayısı çeşitlendirilen bu merkezler, sosyal hayata uyum ve mesleki rehabilitasyon da veren merkezlere dönüştürülmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
     Yine MEB. Çıraklık Eğitimi bünyesinde engellilerin mesleki rehabilitasyon alacakları bölümler oluşturulmalı ve engellilerin bu bölümlere ulaşmasında servis kolaylıkları sağlanmalıdır.
     Yerel yönetimlerin bünyesinde, mutlaka bir “sosyal birim” oluşturacak hukuki değişiklikler yapılmalı,yerel yönetimlere, yakında meclise gelecek olan yerel yönetimler yasası ile,engellilerin rehabilitasyonu,istihdamı ve topluma entegrasyonunda görev ve sorumluluk verilmelidir.
     Engelli vatandaşlarımıza yaşam merkezi kurmak amacıyla yola çıkan ve bu uğurda projeler geliştiren sivil toplum örgütlerine hazine arsası tahsis edilmesi konusunda mevzuat değişiklikleri yapılmalı ve gönüllü kuruluşlar bu yolda cesaretlendirilmeli ve teşvik edilmelidir.

4-Engellilerin Ekonomik ve İstihdam Sorunları:
     Engelli bireyle birlikte yaşamak, aile için psikolojik bir külfet,bir acı, aynı zamanda sosyal bir yüktür. Dahası;engelli birey aile için ekonomik bir yüktür. Engelli bireyin, aileye yüklediği psikolojik yükü paylaşmak olası değildir. Bu acı, aile içinde yaşanır ve devam eder. Engelli bireyin aileye yüklediği sosyal yükü hafifletmek,paylaşmak ise, ancak yukarda açıklamaya çalıştığımız ,engellinin eğitimi,rehabilitasyonu ve istihdamında “sosyal devlet” ilkesiyle hareketle çözülerek paylaşılabilir ve aile üzerindeki sosyal baskısı azaltılabilir. Ama,engelli bireyin aileye getirdiği bir de ekonomik yük vardır ki,bu yükün, mutlaka sosyal devlet ilkesinden hareketle ,toplumsal dinamikleri de içine katarak çözüme kavuşturmak gerektiğine inanıyoruz. Yine Anayasamızın, 49-50.maddesinden hareketle, “Madde 49:Çalışmak herkesin hakkıdır. Madde 50:Kimse yaşına cinsiyetine ve gücüne uygun olmayan işlerde çalıştırılamaz......bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.” amir hükümleri doğrultusunda engelli sorunlarına çözüm aranmalıdır.
     Avrupa ülkelerinde yaygın olarak uygulanan,ülkemizde ise sadece çalışma yasalarında bulunan,ama;pratikte hiçbir uygulaması görülmeyen “korumalı ve yarı korumalı işyerleri” yaygınlaştırılmalı,bu tür işyerleri, devletçe destek ve teşvik edilmelidir. Böylece,engellilerin istihdam şansları artacak ve korumalı işyerleri sayesinde toplumdan soyutlayıp evlerine kapanmalarına sebep olduğumuz engelliler, sadece tüketici, aileye , topluma ve devlete ekonomik yük olmaktan kurtulup,üreten ve kendi kazancıyla yaşayan mutlu bireyler olacaktır.
     Günümüzde,sadece ailesi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayan engelliler, 18 yaşını tamamladığında, 2022 sayılı yasa hükümlerinden çok yetersiz bir aylık almaktadır. Burada da eşitlik ilkesi zedelenmiş, özürlü çocuğu olan memur ve işçi aileler cezalandırılmıştır.
     Dernek olarak baştan beri bizim önerimiz,gelişmiş ülkelerde uygulandığı gibi,sağlam kaynaklara bağlanmış özerk bir özürlüler fonu kurulmalıdır. Eğer, uygulanan ekonomik program gereği, yeni fonların kurulmasında hukuki engeller varsa,”Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu”nun kaynakları zenginleştirilerek bünyesinde bir “özürlüler fonu veya sandığı” kurulmalıdır. Engelli olduğunu heyet raporu ile kanıtlamış her bireye, bu fondan, “aileye getirdiği ekonomik yükün karşılanması” amacıyla uygun bir aylık ödeme yapılamalıdır. Engelli birey, 18 yaşına geldiğinde çalışacak bir iş bulamamış, veya;engellinin çalışma kapasitesi yoksa, (büyük çoğunlukla zihinsel engelliler bu durumdadır.) yaşamını kimseye muhtaç olmadan devam ettireceği kadar bu fondan bir aylık bağlanmalıdır.
     572 sayılı Kanun Hükmünde Kararname doğrultusunda kurulan, engellilerle ilgili, kamu adına yürütme,araştırma ve çözüm önerileri geliştirme görevlerini üslenen, Başbakanlığa bağlı “Özürlüler İdaresi Başkanlığı”nın mevzuatı değiştirilerek, bu kurumun belirlemeye çalıştığı devletin özürlüler politikası, sivil toplum örgütleriyle dayanışma içinde aranmalıdır.
     1475 sayılı İş Kanununda yapılan değişiklikle 50 den fazla işçi çalıştıran kamu ve özel sektöre %3 oranında özürlü çalıştırma zorunluluğu getirilmiş ve uygulanmaması halinde cezai müeyyideler ağırlaştırılmıştır. Kurumlar, genellikle özürlü çalıştırmak yerine cezayı ödemeyi tercih eder olmuşlardır. Bu durum önlenmeli, özürlü personel istihdamı zorunlu kılınmalıdır.Bunu sağlamak için de özürlü istihdam eden işyerlerine bazı muafiyetler ve kolaylıklar getirilerek özürlü istihdamı özendirilmelidir. Bunun yanında,özürlü işçi çalıştırmayıp cezasını ödeyenlerin ödediği cezalarla, İş Kurumu bünyesindeki bir fonda biriken paranın, kamu veya gönüllü sivil toplum kuruluşlarının yaptırdıkları “engelliler rehabilitasyon,istihdam ve yaşam merkezleri” projelerinin finansmanında kolaylıkla kullanımını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
     Yukarda özetlemeye çalıştığımız konularda gerekli tedbirler alınır,yasal düzenlemeler yapılırsa, ülkemizde sosyal hayattan dışlayıp evlerine kapanmaya mahkum ettiğimiz engelliler ve sayıları milyonlara varan aileleri de toplumsal yaşama katılabilecek, engelliler, ailelerine ve topluma yük olmaktan,çözüm bekleyen, kanayan bir sosyal yara olmaktan çıkacaktır. Tabi,sorunları kısmen de olsa çözülmüş milyonlarca engelli ailesi de,bu sorunları çözen siyasi kadrolara ömür boyu minnet ve şükran duyacaklardır. Siyasi oluşumların kuruluş amacı ve varlık nedeni de bu değil midir?
 
B-ENGELLİLİĞİN ÖNLENMESİ YÖNÜNDE YAPILMASI GEREKLİ ÇALIŞMALAR:
 
     Ülkemizin sosyal koşulları,eğitim düzeyinin bilhassa kadınlarda düşük olması,gelir dağılımında ve milli gelirin paylaşımındaki korkunç dengesizlik,buna bağlı olarak dengeli beslenememe,sosyal güvenlik şemsiyesinin toplumun tüm kesimlerini kucaklayamaması,sağlık hizmeti veren kuruluşların merkezlerde yoğunlaşıp kırsal kesimin ihmal edilmesi ...vb birçok nedenlerle, ülkemizdeki engelli sayısı, dünya standartlarının da üzerinde seyretmektedir. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen, bu dalda yeterli bilgi birikimine sahip akademisyenlerimizin varlığı,iletişimdeki gelişmeye paralel olarak engelli ailelerinin bilinç düzeyinin yükselmesi ve artık sorunlarını saklamayıp topluma taşımaları,devlet yöneticilerinin, bu sosyal sorunu görmüş ve çözüm arayışlarında fikir ve projeler üretmeye başlamış olmaları,eğitim ve basının yaygınlaşmasıyla artık kamuoyu önüne taşınmış ve çözüm yolları aranan bir engelli sorununa sahibiz.
     Engelliliğin engellenmesi,tamamen yok edilemese bile, asgari düzeye indirilerek, mutlu bir gelecek kuşak yaratılması,daha da önemlisi; bizlerin yaşadığı acılarla gelecek nesillerin tanışmaması temennileriyle bu konuda çözüme yönelik önerilerimiz:
     1- Sağlık Bakanlığı raporlarına göre, 1. Derecede yakın akraba evliliklerinin engelli doğumuna etkisi % 2 ile-12 arasındadır. O halde, tüm olanaklar seferber edilerek, yakın akraba evlilikleri minimum seviyeye indirilmelidir. Konunun sakıncaları, ilköğretim ve lise düzeyinde eğitim programlarında ders olarak işlenmeli, yeni nesil bu konuda bilinçlendirilmelidir. Başta TRT ve diğer görsel medyanın, periyodik olarak bu konuyu en ücra köylere kadar ulaştırmak için program yapmaları zorunlu hale getirilmelidir. Toplumda büyük etkiye sahip imam-hatipler bu konuda eğitilmeli ve verecekleri vaazlarda ve okuyacakları hutbelerde halkın bilinçlenmesinin sağlanması için Diyanet İşleri Başkanlığı görevlendirilmelidir.
     2- Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlanması ülke düzeyine yaygınlaştırılmalı,kadroları zenginleştirilmeli ve bilhassa kırsal kesimdeki oluşan hamilelikler daha ilk aylardan itibaren bu kurumun kontrolünde takip edilmeli, artık, sağlıksız ve bilinçsiz yapılan doğumlar son bulmalıdır.
     3- Evlilik akitlerini yapan belediyeler ve köy muhtarlarının, bu akdi yapmadan önce, genetik ve kalıtsal hastalıkları da içeren “evlilik raporu” getirilmeden, evlilik işlemlerini yapmamaları sağlanmalıdır.
     4- Genetik Hastalıkları Tanı Merkezleri, her ildeki Devlet ve SSK hastanesinde ünite kurmalı ve bu merkezlerin görev ve işlevleri hakkında toplumu bilinçlendirici eğitim programları uygulanmalı,en ücra kasabalarda kurulması sağlanan Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlanması Merkezlerine, tespit ettiği her hamileliği, bu merkezlerde kontrol ettirme zorunluluğu getirilmelidir.
     5- Uygulanan yoğun aşılama kampanyası sayesinde, 3-4 yıldır ülkemizde, çocuk felcine bağlı sakatlıklar sıfır düzeyine inmiştir. Yeni doğum ve bebeklik döneminde aşılama işlemleri, yukarda bahsedilen kurumca, yaygın ve etkin bir şekilde, hizmetin vatandaşa götürülerek yapılması sağlanmalıdır.
     6- Hamilelik dönemi sağlıklı beslenmeyi gerçekleştirmek için, kontrol altında takip edilen gebeliklerde, anne ve bebeğin sağlıklı beslenmesi için yaygın eğitim ve destek ağı kurulmalıdır. Zihinsel yetersizliğin ve birçok nörolojik bozukluğun önemli nedenlerinden biri olan iyot ve folik asit eksikliğinin giderilmesi amacıyla, kontrol altıdaki hamilelere ücretsiz verilmeli , bu konuya, eğitim programlarında yer verilerek, anne adayları ve toplumun geneli bilinçlendirilmelidir.

    Şüphesiz, engelliliğin önlenmesinde daha doyurucu önlemler ve tedbirler düşünecek ve uygulama önerileri geliştirecek, yeterinden fazla uzman ve akademisyene sahip olmamız, gelecekte sağlıklı nesillere kavuşmamız açısından bizlere umut vermektedir. Ama,ülkenin geleceğine ışık tutacak ve sağlıklı nesillere kavuşmamızı sağlayacak tüm bu önerileri hayata geçirecek olanlar, şüphesiz ki,ülkeyi yönetmeye talip olan siyasi kadrolardır. Bu nedenle,ülke sorunlarının çözüm yeri olan Yüce Meclis’te, bizleri temsil eden kadrolara görev ve sorumluluk düşmektedir. Mevcut engellilerin sorunlarını sosyal devlet, çağdaş toplum anlayışı ile çözmeye ve yeni engelli doğumlarını önleyecek hukuki alt yapıyı oluşturarak, mutlu,sağlıklı bir toplumun oluşmasında katkı yapmaya,bu uğurda hizmet üretmeye,çözümler getirmeye talip olan siyasi kadrolara güvenmek isteğimizi ,bu onurlu uğraşı verecek olanlara saygı ve minnet duyacağımızı , desteğimizin yanlarında olacağının bilinmesini istiyoruz.
 
BATIKENT ZİHİNSEL ENGELLİLERİ KORUMA DERNEĞİ:
Alınteri Bulvarı Ostim İş Merkezi No:31/23 06370 Ostim/ANKARA

Tel&Faks: (0312) 354 67 60
E-Posta:
info@zihinselengelliler.org
YÖNETİM KURULU ADINA
BAŞKAN
Ömer KOÇ


Tasarım ve Uygulama: Saykanet
Ziyaretçi Sayısı : 39909